BUGÜNKÜ ZİYARETÇİ SAYISI

12 Mart 2013 Salı

2013 KİRA ARTIŞ ORANLARI VE KİRACI KİRAYA VEREN İLİŞKİLERİ




Kamuoyunda her yıl en çok merak edilen konuların başında gelir, kiraya veren ile kiraya tutan arasındaki akdin maddi boyutu.

İşte bu nedenledir ki, bu sayfalarda en çok ziyaret edilen yazı başlığımız olarak istatistiki verilerde  üst sıralarda yer alır.

‘Yıllık kira artış oranı’ bilgisayarınızın arama penceresine yazarak sorgulayacağınız sizin ve muhatabınız için önemli bir husustur.

2013 yılının, ‘KİRA ARTIŞ ORANI’ hususlarında, tüketici örgütlerinin açıklamaları tabiî ki tüketici olan kiracıyı da , kiraya vereni de oldukça yakinen ilgilendirir.
 
Evet, '2013 kira artış oranı nasıl hesaplanır?' sorusuna yanıt arıyorsanız enflasyon oranlarını iyi izliyor olmak zorundasınız.

Bu oranların da resmi kaynağı, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) dir.

2013 yılında kiralar Üretici Fiyatları Endeksi yani ÜFE rakamları baz alınarak artıyor.

Anımsanacağı üzere, bu yeni uygulama 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girdi yani yeni Borçlar Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle kira artışlarının hesaplanmasında enflasyon oranları baz alınacaktır.

Yeni uygulamayla kiracı ile ev sahibi arasında yaşanan anlaşmazlıklar da böylece ortadan kalkmış olmaktadır.

Kira artış oranının ne olacağı konusunda fikir birliğine varamayan kiracılar ve ev sahipleri, kira artışlarında her ay açıklanan yıllık ÜFE artışı oranını baz almak zorundadırlar.

Yani ev sahipleri kirayı yıllık ÜFE oranından fazla artıramayacaktır. Bu durumun aksi halindeki anlaşmazlıklarda ise, kiracı mahkemeye başvurarak hakkını arayabilecektir.

2013 (ÜFE) ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ ORANI NEDİR?

Bu konuda her yıl olduğu gibi yine ‘TÖDEF’ Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu Başkanı, Sayın Prof. Dr. Öner Samanlı’nın konuya ilişkin ülkemizdeki basın ajanslarına ve televizyon kanallarına yapmış oldukları açıklamalardan hareketle  sizleri bilgilendirmeyi uygun görüyorum.

Gayrimenkul veya iş yerleri kira zamlarının, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'nun açıkladığı bir yıllık ÜFE artışının üzerine çıkamadığını kamuoyuna konunun uzmanı olarak açıklayan, ‘TÖDEF’ Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu Başkanı, Sayın Prof. Dr. Öner Samanlıya göre; Eğer sizinde kira sözleşmeniz doluyor ve kira artış oranınızın ne olacağını düşünüyorsanız, 2013'ün açıklanan ilk enflasyon rakamlarına bakmanız gerekiyor.

TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU'NUN 2013 ŞUBAT AYINDA AÇIKLADIĞI ENFLASYON RAKAMLARI

Ocak ayı itibariyle yıllık enflasyon TÜFE'de yüzde 7.31, ÜFE'de ise yüzde 1.88 olarak gerçekleşti. 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyon tüketici fiyatlarında yüzde 8.62, üretici fiyatlarında da yüzde 5.33 oldu.

Bu durumda, 2013'ün bu enflasyon oranlarına göre, eğer sözleşmeniz Ocak 2013'de dolmuşsa kira artışınız yüzde 5.33 oranının üzerine çıkamayacaktır.

Çünkü Ocak 2013 enflasyon oranına bakıldığında ÜFE'nin 12 aylık ortalamasının yüzde 5.33 olduğunu görüyoruz.

KİRALARDA ARTIŞ ORANI YENİ YASAYLA SADECE ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİNE GÖREDİR AKSİ BİR DURUM GEÇERSİZDİR.

Örneğin, ev sahibiniz TÜFE ve ÜFE ortalamasına göre kira artışı gerçekleştirmek isterse panik yapmayınız.

Yürürlükteki,  yeni ‘Borçlar Kanunu’ kiranın sadece ÜFE artışı kadar artırılmasına izin veriyor. Üstelik ev sahipleri bu zam oranını beğenmese de dilediği gibi kiracıyı evden çıkartamıyor. 

KİRALARIN DÖVİZ BAZLI ÖDENMESİNDEKİ DURUM NEDİR?

Gayrimenkulünüzü veya işyerinizi dolar, Euro gibi döviz cinsinden kiralamış iseniz,  bu noktada ÜFE rakamları sizleri ilgilendirmeyecektir.

Böylesi durumlarda, döviz bazındaki kiralara 5 yıl gibi bir süreden önce zam yapılamıyor. Yani bu da, kanunun kiracılar üzerindeki  diğer bir koruma uygulaması olarak göze çarpıyor.

Bu durumda kira ancak 5 yılın sonunda zamlanabiliyor. Kira artış oranı için bu süre geçtikten sonra ise enflasyon oranı, döviz kuru ve gayrimenkulün durumu gibi etkenlere bakılarak zam oranının taraflar arasında yeniden belirleneceğini gösteriyor. 


SEMRA ŞAHİN
TÜRKİYE’NİN TÜKETİCİ HATTI


KONUYA İLİŞKİN BİRKAÇ SORU CEVAPLI ÖRNEĞİ DE, SİZLERLE  PAYLAŞIYORUM.



SORU:
Merhabalar Semra Hanım,

1 temmuz 2012 itibarı ıle kıra artışları ÜFE’ye göre olacak dendi. Bu ay kıracımıza artış yapmamız gerekiyordu ancak bu oranı yazılı olarak bir kaynaktan bulamadık...

Kıracımıza %4,5 zam yapmak istedik ..Kiracımız, %2,5 oranında zam yaparak 30 TL. kira artışı yaptı.

Kiracımızın bu eylemi yani yaptığı zam yasal mıdır ?

Şubat 2013 için uygulanması gereken artış oranı nedir öğrenebilir miyim?

D.Tütüncü

SORUYA YANITIMIZ :

Merhaba Sayın Tütüncü,

Yürürlükte olan yeni Borçlar Kanunu, Madde 344'e göre kira artışları; Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir.

Burada ÜFE oranı bir önceki yılın aynı ayına göre artış mı yoksa yıllık ortalama mı olacağı herkes tarafında farklı yorumlanıyor, ÜFE oranın yıllık ortalaması %5,33 olarak eğer aynı ayın değişim oranı ise %1,88 oranında artış uygulanıyor, şayet siz, ben bu durumu kabul etmiyorum diyorsanız kira bedelinin tespiti için dava açılabiliyorsunuz.

İlgili kanun maddelerini de (Md. 343 – 344 – 345 – 346) konuya çözüme ışık tutmak ve kamuoyunu da bilgilendirmek açısından aktarıyorum.

E. Kira bedeli

I.                    Genel olarak MADDE 343- Kira sözleşmelerinde kira bedelinin belirlenmesi dışında, kiracı aleyhine değişiklik yapılamaz.

II.                  Belirlenmesi MADDE 344 - Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir. Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından üretici fiyat endeksindeki artış oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir. Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak, bu Kanunun, ‘Aşırı ifa güçlüğü’ başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır.

III.                Dava açma süresi ve kararın etkisi MADDE 345- Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir. Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar. Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur.


IV.               Kiracı aleyhine düzenleme yasağı MADDE 346- Kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Özellikle, kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir.

9 Mart 2013 Cumartesi

İHTİYAÇ SAHİPLERİNİ İNCİTMEDEN, ONURLARINI YARALAMADAN ZORUNLU YİYECEĞİMİZ OLAN EKMEĞİMİZİ PAYLAŞABİLMEK

İHTİYAÇ SAHİPLERİNİ İNCİTMEDEN, ONURLARINI YARALAMADAN ZORUNLU YİYECEĞİMİZ OLAN EKMEĞİMİZİ PAYLAŞABİLMEK



BUNLARDAN BİRİSİ
          OLAN   
'ASKIDA EKMEK'



                     Doç. Dr. Semra Şahin
                                ‘TÖDEF’
Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu
                         Genel Sekreteri

Projenin üzerinden tamı tamına 8 yıl geçti. İhtiyaç sahiplerini incitmeden, onurlarını yaralamadan zorunlu yiyeceğimiz olan ekmeğimizi paylaşabilmekti amaçlanan.

Projenin mimarı, Türkiye vatandaşı, ‘TÖDEF’  Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu’nun başkanı, mümtaz insan Prof. Dr. Öner Samanlı’yı bu bağlamda saygılarımızla selamlıyorum.

Muhtaç olanlarla kudretiler arasındaki uçurumun artık karın tokluğu ölçülerine geldiği bir zaman dilimi içerisindeyiz.

Asrımızda ne yazık ki tüm dinlerimiz dayanışma ve paylaşımı esas kılsa da, bu paylaşımların yapılmamasından dolayı mağdurların çoğunlukta olduğu bir yaşam serüveni içerisinde yol almaya çalışan insan sayısı dünya nüfusunun yarısından fazlasına erişmiştir.

Türkiye’de geçinenlerin sayısının geçinmeyenlere oranlamasına baktığınızda büyük çelişkilerle karşı karşıya olduğumuzu çok net görmemiz olanaklıdır.

İktidarı elinde bulunduran yani devletin icra kanalı olan hükümetler hangi siyasette olurlarsa olsunlar çalışanlara ödedikleri emek bedelinde asla cömert olmamışlardır.

Hükümetlerin resmi kanalları örneğin Türkiye’de DİE her yıl yoksulluk sınırı, açlık sınırı gibi tanımlamaların rakamsal bedellerini açıklar. Hükümetin Çalışma Bakanlığı ile İşçi ve Memur Sendika ve Federasyonları masaya oturur pazarlıklar yaparlar ve o yılın işçi ve memur asgari maaş/ücret tutarlarını belirlerler.

İşte vahim, vahim olduğu kadar aşağılayıcı bir somut durum o anda gözler önüne serilir. Çünkü hükümetlerce açıklanan asgari işçi ücreti, memur maaşı her zaman kesinlikle Devlet İstatistik Enstitüsünce açıklanan, ‘Açlık Sınırı’ rakamlarının altındadır.

Bu durum ülkeyi yönetenlerin yani milletin vekillerinin vekalet aldıklarıyla dalga geçmesi olarak izah edilebilir. Çünkü vekil olan o kişiler vekalet aldıkları bir asgari ücretlinin 30 ve hatta 40 misli fazlası aylık maaşlarını az bularak sürekli başkaca sosyal hakların peşinde koşabilmektedirler.

Bu utanç verici oyunlar her iktidarın her icra makamının değişmez senaryosudur.

Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı bile asgari ücretliye, alt kademeden maaş alan ve aile geçindiren işçiye, memura, emekliye, dul ve yetime zekat ve fitre verilmesinin caiz olduğunu fetva edebilmektedir.
Dört kişilik bir ailenin evine günde en az 2 ila 4 arasında ekmek girmektedir.

Bir tarafta ekmek israfımız had safhadadır. Ülkemizde diğer tarafta ise fırınlardan bayat (dinlenmiş) ekmeği yarı fiyatına alabilmenin uğraşında fırın fırın gezen insanlarımızın olduğuysa somut ve acı gerçeklerimiz arasında bulunmaktadır.


Tüm bu acı manzaralar karşısında, o dönemin, ‘TÜKORDER’ Tüketiciyi Koruma ve Bilinçlendirme Derneği Genel Başkanı olan Öner Samanlı, yurt genelinde bir uygulamayı hayatiyete geçirmek üzere, yurt genelindeki tüm merkez ve taşra belediyelerine, fırıncılar odalarına ve esnaf sanatkarlar odaları başkanlıklarına imzalı yazılı mektuplar göndererek, yurttaşlarımız arasında ekmek dayanışmasının sağlanmasının önünün açmak üzere yola koyulmuştur.

İşte 2005 yılında başlatılan bu sessiz onurlu dayanışmanın adı “Askıda Ekmek” projesi olmuştur.

Bu projeden yazılı olarak haberdar olan  kimi belediye başkanlıkları bu uygulamayı kendilerine ait bir proje olarak lanse ederek yola koyulmuşlar kimileri de proje sahibinin ve örgütün öncülüğünden söz etmişlerdir.

Öyle veya böyle bu proje tutmuş ve yurttaşlar arasında ekmek dayanışmasında başarı sağlanılmıştır.   

Bugün Yozgat’ta bir fırında da  bu durumu görünce, “askıda ekmek” uygulamasını sizinle yeniden paylaşmak istedim. Karaman, Konya, Karabük, Nevşehir. Kırşehir, Tokat, Amasya, Çankırı, Çorum, Merzifon, Kayseri, Ankara, Adana, Osmaniye, Mersin il ve ilçelerinde uygulanmaya çalışılan “ askıda ekmek“, dar gelirli insanlara yardımcı olmak amacıyla oluşturulmuş bir sosyal dayanışmanın en onurla gerçekleştirilen uygulama şeklidir.

Bu uygulamada, ekmek almak için fırına gittiğinizde, kaç tane ekmek almışsanız bir yada birkaç tane ekmeğin parasını fazladan veriyorsunuz. Diyelim ki iki tane ekmek aldınız. Ekmeklerin parasını verirken üç- beş tane ekmek parası veriyorsunuz. Yani almadığınız halde parasını verdiğiniz ekmeği de, ihtiyaç sahiplerinin gelip alması için, fırındaki ‘Askıda Ekmek’ dolabı veya vitrine  “askıya” bırakıyorsunuz. İhtiyacı olanlar fırıncıya “Askıda ekmek var mı?” diyorlar yada demiyorlar. Eğer daha önceden parası verilmiş – askıya bırakılmış – bir ekmek varsa, fırıncı ona ekmeği veriyor yada o kişi kendisi  alıyor.

Yardımseverliğimizin göstergesi olan bu uygulamanın uygulanmasının fikir babası sayın hocamız Öner Samanlı’ya bu durumu nasıl akıl ettiklerini sorduğumuzda aldığımız yanıt şöyle oldu;

“Türkler tarihlerinin her sürecinde birlik ve dayanışmacı bir ruh haliyle ulus kavramının gereklerini yapmışlardır. Bu tür toplumsal dayanışmacı  uygulamalar İlk Türk kavimlerinden Selçukluya oradan da Osmanlılar dönemine kadar her zaman yapılıyormuş. Daha sonradan unutulmuş. Osmanlı tarihine ait bir anekdotta bu durumu fark ettim. Biliniz ki, bu durum sadece Türkler ‘e özgü bir dayanışmacı davranıştır. İslamlıkla, Müslümanlıkla yönetilen ülkelerde asla dinin gereğince (zekat-fitre vb) dayanışma paylaşımları hakkaniyetle yapılmaz iken, Türkler bu tür köklü kültürel ve sosyal dayanışmacılığın daima öncüsü ve uygulayıcısı olmuşlardır.  Tarihimizde aslında bu durum, sadece ekmek için uygulanmıyordu. Çay ocaklarında “askıda çay“, manavlarda “askıda meyve – sebze“… falan bulabilmek de olanaklıymış o zamanlarda. Biz  köklü tarihimizdeki insanımızın insani felsefesinin unutulan yüzünü yansıtmaya çalıştık, ‘Yüce Sevgili’  bizleri çıplak yarattı ve çıplak olarak da geri alacaktır, yaptığınız iyi ve doğru eylemleriniz ve bıraktığınız eserler sizlerle anılacaktır, Çabalarımız hep karşılıksız sevgi ve paylaşım üzerinedir, inşallah da muvaffak olduk”
..
.
Bir insan düşününüz, karşınızda  ismiyle cismiyle ‘Öner Samanlı’ diye duruyor ve siz kendinizi, sevgilerin yüce makamı Mevlana’yı sanki Tebriz’li Şems yaşıyor da onunla sohbette sanıyorsunuz. 

O mütevazi kişiliğinde daima karşılıksız hizmeti öncelemiş hocamızın gözlerine baktığınızda, sohbetine katıldığınızda “askıda ekmek’ diye bir hayalin bugünlerde yurdun tüm il ve ilçelerinde, Ankara, İzmir, İstanbul gibi büyük metropollerde yaşadığını yaşatıldığını duyunca görünce mutlanıyorsunuz.

Sizlerle bu makaleyi paylaştığım bugünlerde yanlış anımsamıyorsam, Türkiye ‘de her gün 1,5 milyon ekmek çöpe atılıyormuş. Buna karşın, hükümet eden siyasilerin her şeyi güllük gülistanlık resim ettiklerine de pek inanmazsanız, Türkiye’de açlıktan ölen, çöplüklerden besinlerin temin eden insanlar bile var…

Tüketimde ve yardımlaşmada bir denge sağlanırsa, ne ekmekler çöpe atılır ne de insanlarımız açlıktan ölür.

En azından her iki üç günde bir tane ekmeği askıya bıraksak, 75 milyonluk bu ülkenin bütün yoksullarını doyurabiliriz. Üstelik kimsenin onurunu incitmeden ve kimseye  hissettirmeden.

Hele parası olmadığı için fırının önünden geçmeye korkan çocukların ve annelerin, sımsıcak ekmekleri askıdan alıp eve götürürken yaşadıkları mutluluğu hissetmeye çalışırsanız, yaptığınızın çok da basit bir şey olmadığını anlarsınız.

Biz ki, zamanında yoksulların gelip almaları için konaklara koyulan altın sepetlerinden yalnızca ihtiyacımız kadarını alıp, gerisini diğer yoksullara bırakan, ordusuyla konakladığı bağ bahçeden yedikleri sebze ve meyvelerin bedelini kesede akçelerle ağaç dalına asarak bırakan  bir ulusun son kuşağıysak, ekmek kavgası veren yurttaşlarımıza da yardımcı olabileceğimizi umuyorum..

‘Ne  Mutlu Türküm Diyene’ söylemimizin atası, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izindeliğiyle bilinen ve daima şiarıyla yaşamını şekillendiren Federasyonumuzun Onursal Başkanı, 2010 yılının Dünyadaki Tüketici Dostu Duayeni seçilen Profesör Öner Samanlı’nın söylemiyle konuya son verelim istedim.

'NE MUTLU TÜRKÜM, NE MUTLU ATATÜRKÇÜYÜM, NE MUTLU CUMHURİYETİN ÇOCUĞUYUM DİYEBİLENE’

 


12 Aralık 2012 Çarşamba

TÜKETİCİ MEMNUNİYETİ SAĞLANMASINDA FİRMALAR VE YÖNETİCİLERİ




TÜKETİCİ MEMNUNİYETİ SAĞLAYAN FİRMALARI TERCİH EDİYORUZ

Geçtiğimiz ay kendisine, Türkiye’deki tüketici haklarının gelişmesinde geliştirilmesindeki emek ve katkılarıyla geçen  25. yılının anısına, Devlet Bakanlığı’nda yapılan bir sade törenle anı plaketi verilmiş olan, 2010 yılında da, “The Consumer Coustom” tarafından yılın “Tüketici Duayeni” ödülünü Türkiye adına almış olan, “TÖDEF” Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu ve “TÜKORDER” Tüketiciyi Koruma ve Bilinçlendirme Derneği Onursal Genel Başkanı Prof. Dr.Öner Samanlı’nın sözlerinden birisidir.

“Savgı ve sevginin olmadığı yerde kişiler arasında iletişim kurulamaz”

Ne kadar özel, güzel ve yerinde bir söylem.

Daha önceki makalelerimde de söylediğim üzere; Mutluluk insanların birbirlerine ve topluma rahatlıkla sunabilecekleri bir olgu olduğu gibi sunmak isteyemeyecekleri arasında da yer alan  bir sonuçlu durumsal.

Son dönemlerde, etik olarak tüketicilerin memnuniyetini sağlamak isteyen firmaların sayılarının her geçen gün daha da çoğaldıklarını görmekten hayli keyif almaktayız.

Tüketici memnuniyetini kar hırslarından öte tutarak etik ticaret yapmak gayesinde olanların daha çok izledikleri bu yolun sonunda bir çok firmanın da, tüketici sivil toplum örgütlerince ve/veya Sanayi Teknoloji Bakanlığı, Tüketici ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğünce ödüllendirildiklerini de unutmamak gerekiyor.

Bugün ülkemizde tüketici haklarından söz edebiliyor isek, satılan mal geri alınmaz ibareli tabelalar artık dükkanların karşı köşelerini süslemiyorsa, bu durumun artık alırsan al almazsan gelir başkası alır devirlerinin çoktan kapandığının göstergesi değil mi?

Serbest ekonomilerin en büyük gelir gider fon kaynağını oluşturan reklamların kimileri gerçekleri yansıtırken kimileri hala gerçeklerde çok ötelerdedir.

Tüketiciler bu reklamlar arasında şaşkın ve alımlarını da doğru yapabilmekte sıklıkla hataya düşebilmektedirler.

Tüketiciler, ürünlerin kullanma kılavuzlarında yazılı olan tüm işlevlerine sahip olup olmadıklarına ise ancak kullanarak bilgi sahibi olabilmektedirler.

Artık ülkemizde satıcılar ile tüketiciler arasında samimi ve sıcak doğru bir bağlantı neredeyse yüzde yüze yakın düzeyde, kurulabilmiş durumdadır.

Günümüzün en çok tüketilen teknolojik gereçlerinden birisi de gsm adı verilen cep telefonlarıdır.

Piyasada yaklaşık olarak binlerin üzerinde model ve markada cep telefonu modeli markası satışta bulunmaktadır.

Tüketici Postamıza gelen çok özel bir mesajı izninizle sizlerle paylaşmak istiyorum.  Neden paylaşıyorum derseniz, sebebini açıklayayım.

Az önce açıklamaya çalıştığım binlerden fazla model ve markanın satışta bulunduğu bu  cep telefonlarının  satışından da daha önemli olanı, satıldıktan sonra arızalanmaları hallerinde teknik servislerinin olup olmadığı ve bu servislerin de sağlıklı hizmetler sunup sunmadıkları ile ilgili olmasındandır.

İsmini burada açıklamak istemediğim ama oldukça bilinçli bir tüketicimizden gelen bir mektup bu.

“Sayın Semra Şahin
Milliyet Gazetesi
Blog Tüketici Köşesi Yazarı

Semra Hanım,

Kesinlikle köşenizin takipçilerinden bir okuyucuyum. Üstelik tüketici haklarının korunmasına dair ilgim çok da fazladır. Piyasada bugün yüzlerce cep telefonu var. Kimileri  çok bilinen markalar, kimileri ise aynı o bilinen markalara birebir ve hatta daha fazla özellikleri de olsa bilinmeyen markalar.

Ben tüketici olarak asla markalarla değil, ürünün kalitesi ve işlevleri ile ilgilenen birisiyim. Hele ürünün teknik servis ve garanti belgesinin olup olmadığına bakmak ise ilk yaptığım işlerden birisidir.

Yani illaki  o ürüne markalı diye  parayı basmam, param olsa da. Birde piyasa da millet tutturmuş bu orijinal bu Çin malı diye. Şu anda dünyanın tüm sanayi ülkelerinin Çin’de ve uzak doğudaki diğer ülkelerde fabrikalarının yatırımlarının olduğunu bilmeyen var mı?  Görüntüsü aynı ürünün onlarca birbirinden farklı işlevleri olanları var. Peki bu durum neden kaynaklanıyor. Fiyat politikalarından. Fiyat aralıklarından.

Ancak siz bilinçli tüketici iseniz, ürünün kullanma ve özelliklerini ihtiva eden kılavuzlarını iyice okuyor ve ürünün de bu evsafta olup olmadığını denetleyebiliyorsanız bunların içerisinde en ucuzunu almanız bir hata olmaktan çıkıyor üstelik adına kazançlı alışveriş denilebiliyor. Ben tercihlerimi hep bu bağlamda yapıyorum.

İşte bu tercihlerimden birisi olarak, piyasanın çok satılan bir telefonlarından birisine benzer bir cep telefonunu iyice test ederek satın aldım, uzun bir süre kullandım ama  aniden telefonum kendiliğinden kapanmaya ve ses iletişimleri kesilmeye başladı.

Yetkili teknik servisi telefonla aradım ve çok nazik bir telefon konuşmasına muhatap olduğum Özşahin Elektronik Firması Teknik Servisi’nden Şafak Atasever isimli bir hanımefendi ile konuştum. Kargo ücreti ödemeksizin telefonu tüm aparatları ile birlikte firmalarına göndermemi ilettiler.

Üstelik bu telefonumu yaklaşık bir yılı aşkın süredir kullanmama rağmen. Telefonumu göndermemin ikinci günü beni aradılar. Aynı bayan telefonda idi. Bana bu telefonumun teknik işlemlerin test edilmekte olduğunu ancak belki ileride yine böyle bir arıza olabilir endişesi taşımaktansa, isterseniz internetten de bakarak tercih edebileceğim başka bir daha fonksiyonel iki üst model telefonu gönderebileceklerini söylediler. Şaşırmıştım. Acaba  fark ücret almak için mi böyle bir yönteme başvurmaktaydılar diye de düşünmedim değil.

Netten baktığımda benim gönderdiğim telefon ile bu telefon arasında  dikkat çekici di bir fiyat farkı bulunmaktaydı. Çok da hoştu teklif edilen telefon. Fiyat farkı da olmaksızın, onayladığımın ikinci günü telefon elimdeydi.

Bu arada kızıma eşi yeni bir telefon hediye etmiş, bana göre oldukça lüks sayılabilecek  kendindeki eski telefonunu da benim telefonum yok diye bana vermişti iki gündür kullandığım bu telefonu da kızımın da  hediyesi olunca çok sevdim. Yeni gelen telefonumu da biraz test ettikten sonra dursun bir kenarda diye dolabıma koydum.

Çok değerli, bende çok katkıları bulunan bir arkadaşımla telefon sohbetimizde iki de bir telefonunun kesildiğini ve teknik servisinin de olmadığını firmanın tasfiye olduğunu duyunca, hemen “sana yarın bir telefon hediye edeceğim itiraz etmeden kullanacaksın” dedim ve telefonu uzatmayalım ona gönderdim. Çok sevindi, telefon kendine ulaştığında ise sevincini sesinden daha da çok anlamaktaydım.

Nede olsa yılların sevgi ve saygı dolu yığın dostluğu kadimliği var aramızda. Üç beş ay sonra geçen zaman sonrasında bu kadim dostum utana sıkıla bana telefonunun ekranında bir sorun olduğunu görüntünün gidip geldiğini söylediğinde hem üzüldüm hem de üzülme dedim, hemen bana geri gönder servisine göndereyim dedim.
Arkadaşım servis mağduru olduğu için “ooo, servise mi kim bilir ne zaman gelir, belki başkaca yerleri de bozulur geri gelir bilirim ben servisleri“ diyordu.

Uzatmayalım bana geri gelen telefonun sorununu iletmek için tekrar Özşahin Elektronik Firması - İstanbul’u arayarak, sorunu yine o değerli hanımefendiye aktardım. Önceki politikanın aynını uyguladı ikinci gün beni aradı ve telefonu bu kez günümüzün dokunmatik ekranlı son model telefonlarından birisi ile değiştirerek göndermeye onayımı almak istediklerini belirtti. Bundan güzel bir memnuniyet olabilir mi?

Acaba diyorum bu firma mı böylesine sistematik olarak tüketici haklarına önem veriyor, yoksa yöneticisi bu bayan mı çok duyarlı, bu merakımı da bir İstanbul seyahatimle netleştirdim, gittim işyerinde kendisini ziyaret ettim. Kızım yaşında cici sevimli bir güzel hanımefendi. Beni çok  iyi ağırladılar, derler ya bir fincan kahvenin bin yıl hatırı gibi…

Ne şanslı bir işletmeci bu firmanın sahipleri, böyle bir sorumlu ve genç bir duyarlı yönetici ile çalışmış olmaktan dolayı…

Şimdi gelen telefonu gönderdiğim arkadaşım da çok mutlu…”

Değerli okuyucular;

Mektup devam ediyor ama bu kadarı yeterli diye sınırladım.

Demek ki,

“Savgı ve sevginin olmadığı yerde kişiler arasında iletişim kurulamaz” söyleminde bulunan, Geçtiğimiz ay kendisine, Türkiye’deki tüketici haklarının gelişmesinde geliştirilmesindeki emek ve katkılarıyla geçen  25. yılının anısına, Devlet Bakanlığı’nda yapılan bir sade törenle anı plaketi verilmiş olan, 2010 yılında da, “The Consumer Coustom” tarafından yılın “Tüketici Duayeni” ödülünü Türkiye adına almış olan, “TÖDEF” Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu ve “TÜKORDER” Tüketiciyi Koruma ve Bilinçlendirme Derneği Onursal Genel Başkanı Prof. Dr.Öner Samanlı’ ne kadar çok doğru bir söylemde bulunmuş.

Böyle genç yöneticilerin başarılarının tüketici memnuniyeti sağlamaktaki üstün başarılarının daima sürmesini ve diğer yöneticilere de örnek olmasını canı gönülden diliyoruz.

Sevgili “Şafak ATASEVER” sizi biz tanımadık ama, bize gelen bu duyarlı ve sıcak postayla tanıyor gibi olduk.

Sizi kutluyoruz. Sizinle çalışan ekibi kutluyoruz. Sizi takdir edecekleri de etmeleri yönünde (etmiyorlarsa etmelidirler) tekrarla kutluyoruz.

Başarılar diliyoruz.

Bilinçli üretimin bilinçli tüketimle eşdeğerlik taşıdığının bilincinde olmalıyız.

Çünkü tüm üreticiler de birer tüketicidirler. Tükenen değil, bilinçle tükettikçe üreten bir toplum olmak ve olabilmek istiyoruz.

Saygı ve sevgilerimle.



Doç.Dr. Semra Şahin

“TÖDEF”
Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu
Genel Sekreteri

'TÖDEF' BAŞKANI, PROF.DR.ÖNER SAMANLI'YA HİZMETTE 25 YIL ONUR ÖDÜLÜ


SAYGI VE SEVGİNİN OLMADIĞI YERDE KİŞİLER ARASINDA İLETİŞİM KURULAMAZ


Mutluluk insanların birbirlerine ve topluma rahatlıkla sunabilecekleri bir olgu olduğu gibi sunmak isteyemeyecekleri arasında da yer alan  bir durumsal.

1985’li yıllardan bu yana,  Türkiye de tüketicilerin hakları ve bilinçlendirilmesi için uğraş veren bir duayenin ismini çoğunuz duymuş yada duymamış olabilirsiniz.

Biz bir kez daha yineleyelim.

Prof. Dr.Öner Samanlı.

Geçtiğimiz ay kendisine, Türkiye’deki tüketici haklarının gelişmesinde geliştirilmesindeki emek ve katkılarıyla geçen  25. yılının anısına, Devlet Bakanlığı’nda yapılan bir sade törenle anı plaketi verildi.

2010 yılında da, “The Consumer Coustom” tarafından yılın “Tüketici Duayeni” ödülünü Türkiye adına, Prof.Dr.Öner Samanlı almıştı.

Bugün ülkemizde tüketici haklarından söz edebiliyor isek, satılan mal geri alınmaz ibareli tabelalar artık dükkanların karşı köşelerini süslemiyorsa, Öner Samanlı ve onun gibi uğraş veren ismi belirli belirsiz birçok duyarlı insanımızın emek ve katkıları bulunduğunu da kabullenmeliyiz.

Artık ülkemizde satıcılar ile tüketiciler arasında samimi ve sıcak doğru bir bağlantı neredeyse yüzde yüze yakın düzeyde kurulabilmiş durumdadır.

Yasalar ve ilgili genelgeler, kurulan “Tüketici Hakem Heyeti” leri, “Tüketici Mahkemeleri” uzlaşmazlıklarda kesin çözüm mekanizmalarını oluşturuyorsa, üretici,  satıcı, hizmet sunucu, tüketicileri (çantada keklik- yolunacak kaz) fırsat olarak görmüyorsa tümünün bildikleri üzere ve uygulaması içerisinde yer aldıkları bir 4822 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un da yürürlükte olduğudur.

Bu bağlamda, ülkemiz tüketicileri adına karşılıksız hizmetlerini sunmadaki 25. yılını tamamlayan, “TÖDEF” Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu ve “TÜKORDER” Tüketiciyi Koruma ve Bilinçlendirme Derneği Onursal Genel Başkanı Prof. Dr.Öner Samanlı’yı kutluyor, sağlıklı ve mutlu nice uzun yılları bizlerle paylaşması dileklerimizle selamlıyoruz.

Son cümlemizi de onun  anlamlı bir sözü ile tamamlıyoruz.          

“SAVGI VE SEVGİNİN OLMADIĞI YERDE KİŞİLER ARASINDA İLETİŞİM KURULAMAZ.”


Doç.Dr. Semra Şahin
“TÖDEF”
Tüketici Örgütleri ve Dernekleri Federasyonu
Genel Sekreteri
12.12.2012

2012 YILI KİRA ARTIŞ ORANLARI VE KİRACI KİRAYA VEREN İLİŞKİLERİ


YENİ BORÇLAR YASASININ YÜRÜRLÜĞE GİRMESİYLE KİRACI KİRAYA VEREN İLİŞKİLERİ DÜZENE GİRİYOR

Değerli Tüketiciler;

Bir süredir, “TÖDEF” olarak Uluslararası Tüketici Konvansiyonlarındaki görevim nedeniyle sizlerden uzak kalmıştım.

Şimdi ne mutlu ki ülkemin güzelliklerini yaşamak üzere bir süreliğine ve biraz da tatil amacıyla gelmiş bulunuyorum.

Gelişimle de sizlerle, “TÖDEF” in çıkartılmasında büyük katkıları bulunan kiracıların hak ve menfaatlerinin düzenlendiği yasadaki yeniliklerden aktarımlarda bulunmak istedim.

Türkiye’nin Tüketici Hattı , internet sayfamızda da yer alan ; http://turkiyenintuketicihatti.blogspot.com/ haberi bu kez “Milliyet Blog” köşemde de sizlerle paylaşıyorum.

Umarım bu açıklamalarımız yararlı bilgiler olarak paylaşımlarınızda yer alır.
“TÖDEF” Tüketici Örgütleri Ve Dernekleri Federasyonu’nca 2012 ve sonraki yıllarda ülkemizde kiracı ile kiraya veren arasındaki uzlaşmasızlıkları büyük ölçüde sonlandıracak hükümleri ve gerekçeler açıklandı.

“TÖDEF” Tüketici Örgütleri Ve Dernekleri Federasyonu Başkanı, Prof.Dr. Öner SAMANLI tarafından yapılan basın açıklamasına göre;

Yeni düzenlenen Borçlar Kanunu günlük yaşantımızı büyük ölçüde değiştirecek gibi görülüyor. . Yeni yasa, kiracı ile ev sahibi ilişkilerinde yeni bir başlangıç yerinde bir ifade ile milat olacaktır.
Kiralar ÜFE’ye göre artacaktır. Durum böyle olunca da, umarız bu açıklamalar bağlamında kiracılar ve kiraya verenler arasındaki uzlaşmazlıklar ve bu yönde açılmış olan davalar mahkemelerde tarafların mutlu olacağı çözümlere ulaşır.

YENİ DÜZENLENEN BORÇLAR KANUNA GÖRE KİRACI  İLE KİRAYA VEREN ARASINDAKİ İLİŞKİLERE İLİŞKİN DÜZENLEMELER ŞÖYLEDİR

Türk Borçlar Kanunu’nun günlük yaşantımıza getireceği en büyük yenilik konut kiralarında ev sahibi kiracı ilişkilerinde olacaktır. 
Daha önce ayrı bir yasayla (Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun) düzenlenen kira sözleşmeleri, bundan böyle Türk Borçlar Kanunu içinde yer alacak. İşyeri kiralarında 2020 yılına kadar ertelenen, fakat konut kiralarında yarından itibaren uygulanmaya başlanacak hükümlerin en can alıcı noktasını, yüksek enflasyon döneminde kiracılar ile ev sahiplerini sık sık karşı karşıya getiren kira artışlarıyla ilgili düzenleme oluşturuyor.

Yeni yasayla konut kiralarında kira artışı konusundaki kavgalar böylece sona erecektir.

3 AYLIK DEPOZİTODAN FAZLASINA YASAK

Ev sahiplerinin kiracılardan talep edebileceği güvence tutarı üç aylık kira bedelini aşamayacak. Güvence olarak verilen para kiracı tarafından, ‘ev sahibinin onayı olmaksızın çekilmemek üzere’ vadeli mevduat olarak bankaya yatırılacaktır.
Banka bu parayı ancak iki tarafın rızasıyla veya icra takibinin kesinleşmesi ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına dayanarak kiracıya veya ev sahibine ödeyebilecektir

Ev sahibi, kira kontratının sona ermesini izleyen üç ay içinde dava açtığını, veya icra iflas yoluyla takibe giriştiğini bankaya yazılı olarak bildirmezse kiracı parayı çekebilecektir.

ÜFE ORANINDA ZAM YAPILABİLİR OLMASI

Bundan böyle konut kira artışları, son bir yıllık süre içerisinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan üretici fiyat endeksindeki (ÜFE) artış oranını aşamayacak. Örneğin, yasa haziran ayında yürürlükte olsaydı, süresi o ayda dolan kira sözleşmelerinde yıllık artış yüzde 8.06’yı aşamayacaktı. Çünkü mayıs ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde ÜFE’de yaşanan artış yüzde 8.06 olarak gerçekleşti.
Beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde taraflar kendi aralarında anlaşamazlarsa mahkemeye başvurarak kira testi talebinde bulunabilecekler.

Bu durumda hâkim, ÜFE’deki artış oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedellerini göz önünde tutarak kira bedelini tespit edebilecektir.

YENİ YASA KONUT KİRALARINDA  YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGICI OLACAK

Yenilenen Türk Medeni Kanunu 1 Ocak 2002’de, Türk Ceza Kanunu 1 Haziran 2005’te yürürlüğe girdi.

Her iki kanun ile köklü değişiklikler yapıldı. 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecektir. Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu da günlük yaşantımızda önemli değişikliklere yol açacak. Türk Borçlar Kanunu her vatandaşa yönelik yeni kurallar getirirken, Türk Ticaret Kanunu da Türk şirketlerinin aile şirketinden küresel şirkete dönüşmesi yolunda yepyeni ufuklar açacaktır.

AİLE KONUTUNA GÜVENCEYE EŞLERİN HAKLARINDA EŞİTLİK

Aile konutu olarak kullanılan dairelerde kiracı, eşinin açık rızası olmadıkça kira sözleşmesini feshedemeyecek. Ev sahibi ise kira sözleşmesini feshedeceği zaman eşlerin her ikisine de ayrı ayrı ihtar çekmek zorunda olacaktır.

DÖVİZLE KİRAYA 5 YIL ZAM YAPILMASININ DA ÖNÜNE GEÇİLİYOR

Kira bedeli dolar, Euro gibi yabancı para cinsi üzerinden belirlenmişse, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamayacaktır.
Ancak, büyük bir ekonomik kriz, doğal afet gibi elinde olmayan nedenlerle kiracının aşırı ödeme güçlüğüne düşmesi halinde hâkim kararıyla kirada indirim söz konusu olabilecek.

Yabancı parayla ödenen kiralamalarda beş yıl geçtikten sonra yeni kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler, enflasyondaki artış, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri dikkate alınacaktır..
  
10 YIL OTURAN KİRACIYA BİLDİRİMSİZ TAHLİYE HAKKI

Kiracı, örneğin birer yıllık süreli yapılan kira sözleşme süresinin bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılacak. Ev sahibi, sözleşme süresinin bittiğini gerekçe göstererek kiracıyı çıkartamayacaktır.

Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda ev sahibi, bu süreyi izleyen her yılın sonundan en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin kiracıyı çıkartabilecek. Kontratta kira süresi belirlenmemişse kiracı her zaman, ev sahibi ise on yıl geçtikten sonra sözleşmeyi sona erdirebilecektir.

TORUNUM EVLENİYOR, KIZIM OĞLUM OTURACAK ÇIK' DENİLEMEYECEK

Çoğunlukla kiracıyı koruyan hükümlere rağmen, ev sahiplerine kendisi, eşi ve çocuklarının yanı sıra, torunları ve dedesi gibi altsoy ve üstsoyu ile bakmakla yükümlü olduğu kişilerin kullanımı için evi tahliye etme hakkı sağlandı. Kiracının aynı ilçe veya belde belediye sınırları içinde bir konutu bulunması durumunda da ev sahibi sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona erdirebilecektir.

KİRACILARI KESİNLİKLE ELEKTRİK VE SU FATURALARINI SAKLAMASI GEREKLİ

Kiracı, sözleşmede aksi öngörülmemişse veya aksine yerel âdet yoksa, ısıtma, aydınlatma ve su gibi kullanma giderlerini ödemekle yükümlü olacak. Kiracı, bu giderlere ilişkin faturaların bir örneğini, talep etmesi halinde ev sahibine vermek zorunda kalacak.

Bu nedenle kiracıların kalorifer aidatı, elektrik ve su faturalarını, daireden çıkıncaya kadar saklamasında yarar bulunuyor.
  
TADİLAT YAPILMIŞ KONUT TEMİZ VE BAKIMLI HALİYLE TESLİM EDİLECEK
Kira sözleşmelerinin ana unsurlarından olan ‘dairenin kiralandığı gibi teslim edilmesi’ ilkesi yine korunacak. Örneğin boya badanası yapılmış olarak kiralanan ev teslim edilirken de aynı şekilde boyalı olacak. Ancak, ev sahibinin rızasıyla dairede yenilik ve değişiklik yapılmışsa, sözleşmeye özel bir hüküm konulmadığı takdirde ev sahibi dairenin eski durumuyla geri verilmesini isteyemeyecek.

Diğer taraftan kiracı, yaptığı değişikliklerin evin değerinde artışa yol açtığını iddia ederek ev sahibinden bu değer artışına karşılık herhangi bir para talep edemeyecektir.

YAKINIM OTURACAK DİYE TAHLİYEDE, TAHLİYE SONRASI 3 YIL BAŞKA BİR KİRACIYA KİRALAMA YAPILAMAYACAK

Ev sahipleri tarafından “Yakınım oturacak” veya “Yıkıp yeniden yapacağım” gibi gerekçelerle tahliye edilen evler üç yıl içinde kiralanamayacak. Aksi takdirde ev sahibi çıkardığı kiracısına bir yıllık kira bedeli tutarını tazminat olarak ödeyecek. Tadilat ya da yıkılıp yeniden yaptırma gerekçesiyle tahliye edilen evlerin kiralanmasında da öncelik eski kiracıya verilecek. O istemezse başkasına kiralama yapılabilecektir.
  
ÖDENMEYEN KİRALARDAN YASAL GECİKME FAİZİ İSTENEBİLECEK

Sözleşmelerde kiracıya kira bedeli ve yan giderleri ödeme dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemeyecek. Kira bedelinin zamanında ödenmemesi halinde “İki aylık, üç aylık kira tutarında ceza ödenir” veya “Sonraki kira bedelleri muaccel hale gelir-peşin olarak tahsil edilir” şeklinde hükümlere yer verilemeyecek. Ödenmeyen kiralardan sadece yasal gecikme faizi istenebilecektir.

“TÖDEF” Tüketici Örgütleri Ve Dernekleri Federasyonu Başkanı, Prof. Dr. Öner SAMANLI; “Yıllardır tüketici örgütleri olarak tüketici haklarının korunması ve tüketicilerimizin bilinçlendirilmesi amacıyla çabalar sarf ediyoruz.

Bugünkü iktidar tarafından duyarlı yaklaşılarak bu ölçeklerde çözüm getirilmesinin bile önemli bir reform olarak kabul ediyoruz.  Ancak, yıllık kira artış oranlarında esas taleplerimizi hükümet göz ardı etmiştir.
Bizim kira artış oranındaki ana istemimiz, emekli işçi ve memurların maaşlarına yapılan yıllık artış oranlarının ½  sinin kira artış oranı olarak uygulanmasıdır.
Bu talebimizi de her mecrada tekrar etmekten vazgeçmeyeceğiz. ” Diyerek basın açıklamasını sonlandırdı.

TÜRKİYE TÜKETİCLERİNİN HAKLARI ARTIK KORUMA ALTINDADIR

Yazılarımda da sürekli söz ettiğim üzere, tüm il ve ilçelerimizde, Sanayi ve Ticaret İl Müdürlükleri ve Kaymakamlıklar bünyesinde faaliyette bulunan “Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri” tüketicilerimize çözümler üretmek üzere faaliyettedir.

Yanı sıra bu mecralarda çözümlenemeyen tüketici sorunlarının çözümünde, Adliyelerde, Tüketici Mahkemeleri faaliyettedirler.

Tüketicilerin tüm hak arayışlarında bu makamlardaki iş ve işlemlerinde hiçbir bedel ödemeleri de söz konusu değildir.

Bilinçli ve sağlıklı üretim, bilinçli ve sağlıklı tüketim için el ele.

Sağlıcakla kalınız.

Saygılarımla.

SEMRA ŞAHİN

 “TÖDEF”
TÜKETİCİ ÖRGÜTLERİ ve DERNEKLERİ FEDERASYONU
GENEL SEKRETERİ